Hubeş, müziğini bize bırakıp gitti

author

SEVİN OKYAY

[email protected]

2021.12.21 10:09

Hubeş, müziğini bize bırakıp gitti

Müzisyen ve besteci, müzik araştırmacısı Selim Hubeş’in zaten münzevisi olduğu dünyayı fiziken terk edip gittiğini Facebook’ta Mario Levi’nin mesajıyla öğrendim: “Çok kıymetli bir arkadaşımı kaybettim… Selim Hubeş sadece müziğe ve edebiyata değil, hayata da aşık bir insandı… Bende artık paylaştığımız hatıralarıyla yaşayacak…” İçim sızladı. Sonra Rafael Sadi’nin yazısını okudum. Ama beni asıl etkileyen ve bilgilendiren Mehmet Atak’ın Hubeş ve Seferad üzerine gene Facebook’ta paylaştığı yazısı oldu. Kendisine teşekkür ederim.

BİR MÜZİSYEN BİR TİYATROCU

Los Paşaros Sefaradis grubunda İzzet Bana (vokal), Karen Gerşon Sarhon (vokal) ve Selim’in kardeşi Yavuz Hubeş (ud, kanun ve vokal) yer alıyordu. Müziğe çok değerli katkıları olan, Sefarad şarkıları bestecisi Selim Hubeş de zaman zaman grupta vokale katılır, bazen de gitar veya ud çalardı. Aynı zamanda 1970 yılından beri özellikle Yahudi cemaatinde amatör tiyatro faaliyetlerinde bulunan ve bu faaliyetlerin gelişmesinde katkısı olan bir tiyatrocuydu. Yani aslında bir müzisyen ve bir tiyatrocu kaybettik.

Hubeş’in bestesini yaptığı ve Yuda Siliki, Jojo Eskenazi Gözcü, Izzet Bana ile birlikte yazdığı “Kula” (Kuledibi) adında bir oyun da vardı. İlk olarak oynandığında adı “Kula ‘930” olan, yani 1930 yılındaki Kuledibi’ni anlatan oyunun metnine daha sonra birkaç kez ekleme yapıldı. Bu eklemelere katılan ve sonra da oyunu ve şarkıları Ladino’dan Türkçe’ye çeviren Sibel Konfino, “Kula ‘930 oyunu bugün dünyada… Judeo-Espanyol dilinde yazılmış ve halen bu dilde oynanabilen tek oyun,” diyor. Konfino, oyunun dünya dilbilim mirası açısından çok büyük önem taşıdığını da eklemiş.

Selim Hubeş’i elbette müziğiyle tanıyorum ama aynı zamanda oyuncu olarak benim için ayrı bir yeri olan arkadaşım Rozet Hubeş’in eşiydi. Yakın komşumuzdu ama son yıllarda evinden çıkmaz olmuştu. Müzisyen Renan Koen’in dediği gibi “müzisyenliğinin yanı sıra bir derya”ydı. Hatta bir keresinde bizim eve gelmişti ki belki diyorum bunun bir nedeni de Şapşi’yi merak etmesiydi. Çünkü Van kedisi melezi mavi gözlü oğlumuz Şapşi, kendisi gibi mavi gözlü Rozet’e âşıktı. Ayak seslerini tanır, hemen kapıya koşardı.

KAYBOLMAYA YÜZ TUTMUŞ DİL: LADİNO

Hubeş 1976 yılından beri müzikle uğraşıyordu, Los Paşaros Sefaradis grubu ile yurt içi ve yurt dışında pek çok konser vermişlerdi. Los Paşaros Sefaradis’in 1978 yılından 2013’e kadar birlikte yol alan dört üyesinden biriydi. Bu tarihte gruptan ayrılmıştı. Grubun Türk-Sefarad kültürünün yeniden canlandırılmasındaki önemli rolü yadsınmaz. Kuruluşlarından itibaren dil ve halk şarkıları alanında araştırmalar yapmışlardı. Beş yüz yıl boyunca kaybolmaya yüz tutmuş Ladino dilindeki binlerce eseri icra edip hayata döndürmüşlerdi.

Los Paşaros Sefaradis’in çaldığı Sefardik halk şarkıları ile çağdaş yerel şarkıların çoğunu Selim Hubeş bestelemişti. Bu şarkılar, Türk-Sefarad kültürünün hem dil, hem de müzik olarak canlandırılmasında çok önemli rol oynadı. Müzikleri araştırma üzerine kuruluydu. Hubeş 2013’te gruptan ayrıldıktan sonra da müzik çalışmalarını ve araştırmalarını sürdürdü. Aktif döneminde Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’da da festivallerde veyahut solo olarak çok konser verdiler.

Mehmet Atak yazısının girişinde, dostlarını yaptıklarıyla onlar hayattayken hatırlamayı tercih ettiği halde bir vakittir daha çok ölenleri yazdığını fark ettiğinden söz ediyor. Ne yazık ki öyle. Her yılın sonunda, bu yıl ne çok dostu kaybettik diye yakınıyoruz. Oysa, herhalde yaş icabı, artık her yıl pek çok dost kaybediyoruz. Ne var ki Selim Hubeş, artık aramızda olmasa da yaptıklarıyla sevgi ve takdirle anılacak bir insandı.

Yorum yapın