İptal kültürü bir mizah sansürü

“Beni Sakın Yumruklardan” tiyatro oyunundan Sertdemir, “Duygularını mizahla anlatmak isteyen bir kişinin iptal edilme korkusuyla otosansürlemek zorunda olmasının ne kadar baskın olduğunu hissettim” dedi.

İptal kültürü bir mizah sansürü

Işıl ÇALIŞKAN

BKM, DasDas, Enka Sanat, İKSV ve Zorlu PSM işbirliğinde hayata geçirilen “Ortak Yapım” projesinin sahnelenen ilk eseri izleyiciyle buluşmaya devam ediyor. Son yıllarda yeni medya üzerinden yaratılan “Linç kültürü”ne mizahla yaklaşmayı deneyen iki insanın gözünden bakan Beni Sakın Yumruklardan, Yiğit Sertdemir ve Ecem Uzun’u ilk kez aynı sahnede buluşturuyor. Oyunda bir “açık mikrofon” akşamında yolları kesişen farklı kuşaktan iki kişi, Egemen ve Hilal, mizahın sınırları üzerine düşünmeye başlıyor. Beni Sakın Yumruklardan, yeni medyanın adalet ve değişim üzerinden vadettiklerini tartışmaya açıyor ve linç kültürünün sosyal medya yoluyla var olmayı sürdürdüğü ortamda “Özgürlük ne ve özgürlük kimin için?” sorusunu yöneltiyor. İlk kez 25. İstanbul Tiyatro Festivali’nde gösterilen Beni Sakın Yumruklardan, 8 Ocak Cumartesi 20.30’da Zorlu PSM %100 Stüdyo’da; 22 Ocak Cumartesi 20.30’da ise Alan Kadıköy’de sahnelenecek. Oyuncular Ecem Uzun ve Yiğit Sertdemir ile konuştuk.

Beni Sakın Yumruklardan… Bu ismin size çağrıştırdıklarıyla başlayalım mı?
Ecem Uzun:
İlk duyduğumda korunmaya ihtiyaç duyabiliyor olmanın getirdiği hüznü çağrıştırdı.

Yiğit Sertdemir: ‘Daha kötüsü olamaz’ dediğimiz zamanlardan kötülerini gördüğümüz o duvarlara çarpmamak için temas edebilmeyi hatırlatıyor bu cümle. Her birimiz o kadar yalnızız ki ve olduğumuzdan o kadar daha yalnız olduğumuzu sanıyoruz ki. Oysa, tüm sahte yahut sahteleşmiş ayrımlardan bağımsız bireyleriz biz ve birbirimize birbirimiz için de ihtiyacımız var. Mutluluk o ki birbirini yaratıyor insan. Bu cümleden çok daha dipte hem de.

GÜLDÜĞÜMÜZDEN DOĞMAYA ÇALIŞTIK

“İptal kültürü’ne mizahçı olmayı deneyen iki insanın gözünden bakabilmek” nasıl bir deneyim oldu sizin için?
E.U.:
Ofansif mizahın artık çok kaygan bir zeminde oluşu ve insanların tepkilerinin ister istemez sosyal bir mahkemeye dönüşmesi mizah algısını daha da daraltıyor. İki karakterin de bununla ilgili bir bedel ödediğini görüyoruz. Duygularını mizahla anlatmak isteyen bir kişinin iptal edilme korkusuyla otosansürlemek zorunda olmasının ne kadar baskın olduğunu hissettim.

Y.S.: Her oyun süreci gibi keşiflerle, denemeler yanılmalarla, birlikte bulunan yeni gerçeklere inanmaya çalışarak geçti. Mizah bence silahtan ziyade bir gülün dikenidir dost olsun olmasın başka ellerde. Birbirimizin ellerini tutarak gülmeye, güldüğümüzden doğabilmeye çalıştık. Değerli bir süreçti.

Gerçek hayatta linç kültüründen hiç nasibinizi aldınız mı? Ve bundan korunmak için bir mekanizma geliştirdiniz mi?
Y.S.:
‘Sanal ortam’ın gerçekliği tartışılır bir tanımlamaya sahip olduğunu düşünsem de, elbette küçük çaplı ‘linç gayret’lerinin öznesi olmaya itmeye çalışanlar oldu. Başta aşırılıkla üzse de, bunun başkaca nedenleri olduğunu keşfetmeye başladım sanki. Birbirimizle, kendimiz olmak için karşılaşmaya cesaretimiz varsa, linçe yer kalmıyor. Ama bu bir korunma mekanizması teklifi değil. Umudu daha çok. Elbet bir gün sonlanacak. O güne ne olacak, kıymet orada gizli gibi.

E.U.: Benim hiç başıma gelmedi. Mekanizmadan ziyade, kimseyi kırmadan konuşuyor olmak hayatımızın neyse ki bir parçası haline geldi zaten.

Oyuna hazırlık aşaması nasıl bir süreçti sizler için?
E.U.:
Uzun zamandır oynamıyordum. Dolayısıyla bir oynama açlığım vardı. Pandemi sürecinde hepimiz evdeydik. Bir şeyler yaptım fakat sahnede oynamayı çok özlemiştim o yüzden bana harika geldi tabi ki bu süreç.

Y.S.: Yeni tanışıklıkları sağlaması nedeniyle keşfederek geçirdiğim bir süreç oldu. Zaman azdı. Dolayısıyla da yükümüz fazlaydı. Yelda’nın yaratıcı ve sabır dolu yönetimi, Melih’in kritik anlardaki teklifleri, Ecem’in ördüğümüz kozadaki samimiyeti, Harun’un her daim yanımızdaki heyecan ve emeği unutulmaz

SORMAYI BECERİNCE CEVAPLAR ÖNEMSİZ

Beni Sakın Yumruklardan koca ülkeye soruyor: “Özgürlük ne ve özgürlük kimin için?” Bu soruların cevabı kimde saklı sizce?
Y.S.:
Herkesin kendince bir cevabı vardır ve bana sorarsanız olmalı da muhakkak. Tek bir yanıtın dayatması da, sınanmamış hayatlarla kesilen ahkâmlar da nafile. Sormayı becerebilirsek zaten cevaplar önemini de yitiriyor bir süre sonra. Aksi, haklı/haksız tartışması oluyor ki ne yazık bir zaman kaybı.
E.U.: Bu kavramı sadece kendi bakış açım ile açıklayabilirim. Aklıma ilk bu konu ile ilgili özgür olamadığım veya olduğum gibi var olamadığım durumlar geliyor sadece.

Bu oyunu anlamlı kılan bir özelliği de Ortak Yapım projesinin ilk oyunu olması. Bu projede yer almak sizin için ne ifade ediyor?
E.U.:
Proje ilk geldiğinde ve kişileri duyduğumda çok heyecanlandım. Süreç de heyecanımı haklı çıkardı.
Y.S.: Değerli ve bir seferlik olmamasını dileyebileceğim, katılımcılarının artmasını umduğum, yeni eserleri merak ettiğim bi sürecin öznelerinden olmak mutluluk vericiydi. Devamını ve bir model oluşturmasını tüm kalbimle bekliyorum.

Yorum yapın